03.04.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“ROMANLARIN HEM MANEN HEM MADDEN ARKASINDA DURACAK; MECLİS’TE TEMSİLİYET VE BÜTÇE SAĞLAYACAĞIZ”
“YOKSULLUĞUN KADER OLMAKTAN ÇIKARILDIĞI, AYRIMCILIĞIN SİLİNDİĞİ BİR YENİ YÜRÜYÜŞE İHTİYAÇ VAR”
“ORTAK SÖYLEDİĞİMİZ BİR SÖZ VAR: BİZİM YOLUMUZ, SİZİN YOLUNUZ, AMARO DROM, TUMARO DROM”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de Romanlar Buluşması’na katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, burada yaptığı konuşmada, “Unutanlara hatırlatalım, biz bugün Cemil Başkan’dan bir tahsilata geldik. O, seçimden önce bizi bu salonda topladı, hep beraber oturduk. Sohbet ettik. Ramazan’dı. Ben de dedim ki ‘Cemil Başkan bize bir yemek borçlandı.’ Tabii ilk bir senesinde dedik ki ‘Romanlara verdiği sözleri tutsun da hani mahcup olmuş olarak gelmeyelim. Bir senedir de parti malum farkındasınız büyük bir saldırı altında. Ancak yani başımızı kaldırıp şöyle bir normal programlar tasarlamaya tekrar döndük. Ancak halen daha da saldırılar devam ediyor. Ben uzun süredir hep hatırlatıyorum, hatta Çağatay Başkan ilk göreve geldi, dedi ki ‘Efendim işte böyle böyle bir talimatınız var mı?’ ‘Vallahi borcunuz var’ dedim. Romanlarla birlikte oturacağız. Temsilcileriyle hem bir yemek yiyeceğiz, hem Cemil Başkan verdiği sözleri ne kadar tuttu, ona bakacağız. Hem de yeniden bir dinleyeceğiz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“HEPİMİZ İÇİN ÇOK KIYMETLİ”
“Ben bu haziruna çok kıymet veriyorum. Ayrı ayrı da bir süredir tanışıyoruz. Şimdi iki genç arkadaşım var orada, dedim ki ‘Siz benim Meclis’te misafirim olmuştunuz.’ Dediler ‘Doğru. Grup Başkanvekiliyken.’ Ben Roman gençlerine olanak tanındığında ne kadar başarılı olabildiklerini, akademik olarak ne kadar ileri gidebildiklerini onlardan dinledim. Çok şey öğrendim. Başkanım her zaman bizi Romanların sorunları, örgütlenmeleri konusunda bilgilendiriyor. Çok sayıda başkanımız burada var, genç siyasetçi arkadaşlarımız var, birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlar var. Siyasete meraklı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde üye olmasa da başka yerlerde siyasetin çeşitli alanlarında olan arkadaşlarımız var. Bu masa, bu hazirun benim açımdan çok kıymetli. Onun için hem il başkanıma hem büyükşehir belediye başkanıma teşekkür ediyorum bizi buraya getirdiği için. Aylin hanım geçmiş dönemde Merkez Yönetim Kurulu’nda, şimdi aday ofisinde önemli bir görev üstlendi ve sizlerle birlikte çalışıyor.”
“ROMANLAR GÜNÜ’NDE BÜYÜK BULUŞMA DÜZENLEYECEĞİZ”
“Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız bir değerlendirmede bu konuda ilişkileri daha da arttırarak sürdürmemiz gerektiği konusunda, partinin iktidara yürüdüğü alanda da bu konuları konuştuk. Bir yandan da Dünya Romanlar Günü gelecek hafta çarşamba günü. Biz onu İstanbul’da bir büyük buluşma ile gerçekleştireceğiz. Sizleri de orada görmek isteriz. Açıkçası aramızda hem Genel Başkan olmadan önce, hem Genel Başkan olduktan sonra kurulmuş olan sıcak ilişkilerin artarak devam etmesi lazım. Açıkçası şimdi artık Cumhuriyet Halk Partisi İzmir özelinde 30 belediyeden 28’ine sahip, büyükşehire sahip ve artık Türkiye’de iktidar olmaya gidiyor. Yerelde sizinle gösterdiği dayanışmayı genelde de sürdürmesi ve sorunları kalıcı olarak sizinle birlikte çözmesi gerekiyor. Bu son derece önemli. Daha önce de söyledim, bu dönemin en büyük ayıbı, bu dönem Meclis’te Romanlar’ın temsil edilmiyor oluşudur. Bu mutlaka bütün siyasi partiler açısından da öyledir. Bizim açımızdan da öyle. Hele hele sol, sosyal demokrat, eşitlikçi bir parti olarak bu konuda eksiğini gidermesi gereken ilk biziz. Bu konuda da genel başkan olarak katı bir iradeye sahibim.”
“‘SORUNUM VAR’ DENİLİYORSA ÇÖZÜLMELİ”
“Programımızın ikinci günü bugün, sizinle birlikte olmak çok önemli. 86 milyon yurttaşımızı seviyoruz. Sol ve sosyal demokrat bir parti olarak herkese eşit mesafedeyiz. Tüm vatandaşlarımızın refahını, huzurunu, özgürlüğünü düşünüyoruz. Her bir yurttaşımızın eşit ve onurlu bir yaşam sürmesini istiyoruz. Lom, Dom, Abdallar, Romanlar bu ülkede Anayasa’ya göre eşit olan ama fiiliyatta, kendilerini dinlediğimizde eşitsizlikten, haksızlıktan şikayet eden insanlar. Benim temel bir bakış açım var. Temel bir yaklaşımım var. Bir demokraside toplumun bir kısmı, ‘Ben eşit hissetmiyorum’ diyorsa, orada sorun vardır. O, ‘Eşit hissediyorum’ diyene kadar çözmek lazım. Bunun adının, kim olduğunun önemi yok. Kürt meselesi var mı, yok mu? Kürt, ‘Benim meselem var’ diyorsa, Kürt meselesi vardır. Romanlara karşı ayrımcılık var mı, yok mu? ‘Var’ diyorsa vardır. ‘Kalmadı’ diyene kadar çalışmak lazım. yani bizim görevimiz bu. Bu çalışmayı da tek başına değil sizlerle birlikte yürütmemiz lazım. İşin bu kısmını son derece önemsiyoruz.”
“KÖPRÜYE KOYDUĞUN PARA GİBİ BU İŞE PARA KOYACAKSIN”
Yıllardır strateji planları yazıldı, eylem planları açıklandı. Bu belgelerin ortak bir özelliği var. Sorunu tarif ediyor. Ama kimse sorumluluğu üstlenmiyor bu meselede. Bütçe koymadan hedef koyulmaz. Yani hedefi koyuyorsan, her işin önü laf, arkası para siyasette. Sen şimdi ‘Köprü yapacağım’ diyorsan, köprüye ödenek ayırmıyorsan, köprüyü yapabiliyor musun? Yapamıyorsun. O zaman, ‘Ben ayrımcılıkla mücadele edeceğim, eşitsizlikle mücadele edeceğim, dezavantajlı grupların dezavantajlarını ortadan kaldıracağım’ diyorsan, köprüye koyduğun para gibi bu işe de parayı koyacaksın. Bütçeyi koyacaksın. Bütçesiz söz olmaz. İşi böyle görmek lazım. ‘Parlamenter siyaset nereden doğdu?’ diye bakıyorsanız, parlamenter siyaset bütçe hakkından doğmuştur. 12’nci yüzyılda, İngiltere’de insanlar, ‘Kral kafasına göre vergi topluyor, kafasına göre yönetiyor. Bu olmaz. Bizi dinleyecek. Vergiyi nasıl alacağını, bana nasıl hizmet edeceğini… Bizi dinleyecek’ deyip ayaklandılar. Bastırdılar, kanlı bastırmalar oldu. Ona karşı yeni ayaklanmalar oldu. En sonunda, ‘Durun, kan akmasın, bir konuşalım’ dendiği noktada tek adam rejimlerinden parlamenter sisteme geçiş başladı. Yani vergide rıza ve hizmette talep. Önce bu sözlü oldu. Sonra devam etti. Bu sözlü olunca bir kulaktan girip, bir kulaktan çıkıyor diye ‘Yazılı yazalım o zaman’ dediler. Buna insanlık dilekçe hakkı diyor. İnsanlığın en önemli kazanımı yazılı vermek. Sonra dilekçeyi veriyorsun ama Türkiye’de de hani verirsin, komisyona havale eder filan. Dilekçe yazılıyordu ama gereği anladığı kadar yapıyorlardı. Dedi ki ‘Dilekçe dursun ama nasıl yapılacağını yazalım. Altına kralın imzasını açalım.’”
‘TÜRKİYE’DE KAZANIMLAR 18’İNCİ YÜZYILDAN SONRA BAŞLADI”
“Bu ilk kanun teklifidir arkadaşlar, biz de şimdi öyle kanun teklifi veriyoruz. ‘Şöyle, şöyle yapılacak’ diyoruz, yazıyoruz. ‘Bunu imzalasın’ dendi. Bu da insanlığın kanun teklifi vermeyi kazandığı haktır. Sonra ‘Bunu düzenli yapalım, seçilmişler olsun ve yazsınlar, kanun teklifi versinler. Öyle olsun, böyle olsun, parlamento olsun, komisyonlar olsun’ derken bugüne geldik. Türkiye’de, bu topraklarda bu kazanımlar 18’inci yüzyıla kadar bekledi, oradan sonra başladı. Cumhuriyet ile kalıcı bir kazanıma dönüştü. Buraya kadar geldik. Şimdi bu parlamentonun bütçesinde Romanlar yoksa, bu kazanımlar Romanlara ulaşmıyor demektir. Parlamentoda Roman yoksa, demokratik parlamenter sistem Romanlar tarafından yaşanmıyor demektir. O yüzden bu işe çok esaslı bir müdahale yapacağız biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Hem sizin temsiliyetinizi sağlayarak, hem konuşulan her lafın bütçesini koyarak. Öyle eylem planı, falan - filan cafcaflı laflar… Lazım tabii. Size de sorsak ‘Böyle yazalım’ deriz ama arkasında hem madden, hem manen durarak, hep birlikte bu işi yaparak. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak temel yaklaşımımız bu.”
“HERKESİN ÇOCUĞU KENDİSİNDEN FAKİR”
“Türkiye’de büyük bir yoksulluk yaşanıyor. Tarihte görülmemiş bir şey var. Yani herhalde hak vereceksiniz ki herkesin çocuğu kendinden uzun, kendinden güzel, kendinden yakışıklı ama maalesef kendinden fakir. Eskiden bir memuru düşünelim ki bu memuriyet alanları da sizlere hep çok kapalı oldu, çok böyle ortalamanın çok altında… Eskiden bir memur düşünelim. Beş-10 yıl çalışınca bir araba, en geç emekli ikramiyesiyle de bir ev sahibi oluyordu. Şimdi milli piyango çıkmıyorsa ya da babadan miras kalmıyorsa ne memurun, ne işçinin hele hele asgari ücretlinin ne ev, ne araba sahibi olma, ikisini birden bırak yarısına bile sahip olma şansı yok. Öyle bir yoksulluk var. O yüzden bu düzene bir sosyal demokrat müdahaleye ihtiyaç var. Bunun mesela İspanya’da ne kadar başarılı Pedro Sánchez tarafından yapıldığını biliyorsunuz. Pedro Sánchez bizim kardeşimiz, siyasi akrabamız. Biz geldiğimizde Pedro Sánchez İspanya’da ne yapıyorsa, Türkiye’de de Cumhuriyet Halk Partisi onu yapacak. Dünyada Romanların iyi durumda olduğu bütün ülkelere bakın. Temel kazanımlar hep sol - sosyal demokrat, sosyalist partilerin iktidarı zamanında oldu. Bu kesin, değişmez bir şey. Hatta şöyle bir örnek vereyim. Almanya’da yaşayan Türkler, mesela Türkiye’ye geldiğinde bazen bizimkiler kızıyor falan. Hiç kızacak bir şey yok yani. Diyorlar ki ‘Almanya’da sol partiye oy veriyorsunuz, Türkiye’de gelip AK Parti’ye oy veriyorsunuz’, bazıları için. Şimdi orada da oyumuz çok arttı, Allah razı olsun. Ama bakın burada çok temel bir mevzu var. Bir adam AK Partili olabilir CHP’li olabilir, değil mi? AK Partili bir seçmen. Türkiye’de AK Parti’ye oy vermeyi tercih etmiş. Almanya’da sol partiye oy veriyor. Niye? Biliyor ki göçmen, yani kırılgan bir grup, yani kendisine kötü davranılmasın, iyi davranılsın, iş bulabilsin, işsiz kalırsa işsizlik maaşı yüksek olsun, emekli maaşı iyi olsun, evi yoksa kiralık sosyal konut olsun, işsiz kaldığında kira alınmasın, sosyal konutta gelirine göre kira ödesin. Bunları solcular yapıyor dünyada, sağcılar yapmaz. O yüzden o amca oraya gittiğinde sol partiye oy veriyor. O amcayı burada, onların yaptığı gibi bizim yapacağımıza ikna edersek o amca Türkiye’de de sol partiye oy verir. Türkiye’de bütün kırılgan grupların, bütün ihmal edilmiş grupların, haksızlığa uğramış grupların temel siyasetteki umudunun sosyal demokrat bir iktidar olduğunu, partinin Genel Başkanı olarak değil, ama karşımda çok iyi eğitimli roman gençler var, dünyayı çok iyi gören yapılarınız var. Baktığınızda görürsünüz zaten. Aslında bu lafı ben bu masaya değil; bu masayı takip eden, bizi televizyondan izleyen ya da izleyecek olanlara hitaben söylüyorum. Çünkü siz çok net olarak bunun böyle olduğunu biliyorsunuz. Bu konuda zaten hemfikiriz.
“ROMANLAR BARINMA SORUNUNU DERİNDEN YAŞIYOR”
“Mesela bugünlerde çok konuştuğumuz bir konu. Barınma meselesi. Ben hem Cemil Başkan’a teşekkür ederim, hem Çeşme Belediye Başkanımıza teşekkür ederim. Dün iki önemli iş yaptık. Bir tanesi Menemen‘de sosyal konut temeli attık. 3 bin 100 konut olacak, gelecek sene bitecek. Bunların yüzde 10’unu kiralık sosyal konuta ayırmışlar. Çeşme’de de toplamda tamamı bittiğinde üç etap, 660 konut gelecek Haziran’a kadar 120 kiralık sosyal konutu Lal Denizli bitirmiş olacak. Bunlar önemli başlangıçlar. Dünya bunları sol partilerden duyar, görür. AK Parti de bizden duydu, gördü. Biz bunu bir yıldır çalıştık, programımıza yazdık. Şimdi ‘Biz de kiralık sosyal konut yapacağız’ diyorlar ama ‘Yüzde 5’ diyorlar. O çok az. Yüzde 25 olmalı. Bizim programımızda yüzde 25. Ama bu mesele önemli. Bu meselede barınma sorununu en derinden yaşayan Romanlar için çok önemli. Ayrıca biraz önce söyledim. Yoksulluk var, herkes için var. Ama en çok Romanlar için var. Çünkü bir sorun, kırılgan grupları en derinden etkiler. Mesela bugünlerde çok savaş konuşuyoruz İran’da. Ümit ediyoruz İran’daki savaş da bitsin, dünyanın neresinde varsa savaş bitsin. Mesela ‘Savaşın kazananı yoktur’ diye düzgün bir laf var. Hakikaten olmaz savaşın kazananı. Ama savaşın kaybedeni vardır. Ve çocuklardır, kadınlardır ve en kırılgan gruplardır. Savaşın kazananı olmaz, kaybedeni baştan bellidir. Burada da Türkiye’de bir ekonomik taarruz altındayız, büyük bir yoksulluk var ve millet yaşam mücadelesi veriyor, savaş veriyor. Bu savaşın kaybedeni yine en kırılgan gruplar oluyor. O yüzden için hep birlikte bu meselenin arkasında duracağız, hep birlikte çalışacağız.”
“ROMAN ÇOCUKLAR, HAYATA KAPATAMAYACAKLARI KADAR GERİDEN BAŞLAMAMALI”
“Tabii bu konuştuklarımız aslında sizin gibi meseleyi bizden iyi bilenler açısından yeni şeyler değil. Ama ben buraya geldiğimde seçim zamanında demiştim, ‘Burada karşınıza bir daha oturacağız, bize verdiği sözleri tuttu mu tutmadı mı bir anlatacak. Bir de bize bir yemek ısmarlayacak.’ O gündeyiz. İşin yemek kısmına geçmeden önce tabii bolca sohbet etme imkanı buluruz diye ümit ediyorum hem orada hem yemekte. Ama bir baktım ne yaptılar diye. ‘Not alıp gidiyorlar, bir dahaki seçime bir daha aynı şekilde geliyorlar’ demişti biriniz. Ama istendiğinde oluyormuş. Onu gördüm. Roman Yurttaş Meclisi oluşturma sözümüz vardı, bu meclis oluşturulmuş. 12 - 16 Mart’ta da oturulmuş, çalışılmış. Muhtarlar, sivil toplum, yurttaşlar aynı masada oturmuşlar ve bir çözüm üretmişler. Roman Koordinasyon Merkezi kurulacaktı, kurulmuş. Ayrıca Roman mahallelerde 13 okulda kantin yokmuş. Sekiz okulda 2 bin öğrencimize beslenme desteği verilmeye başlamış. Kırtasiye destekleri, okullarda hijyen paketleri ulaştırılıyor. 13 mahallede dayanışma noktaları kurulmuş, işliyormuş. Her gün sıcak yemek çıkıyor. 14 bin 264 yurttaşımıza düzenli destek ulaştırılıyor. 2 bin 100 Roman emeklimize her ay kira ve alışveriş desteği veriliyor, 5 bin lira. Su faturalarında önemli indirimler, kolaylıklar sağlanıyor. 3 bin 214 engelli yurttaşımıza medikal destek sağlanıyor diye, benim önümde daha önceden taahhüt edilen hem yapıların kurulduğu, mahallelerde dayanışma noktalarının kurulduğu, hem de gerekli birlikte çalışma masalarının kurulduğunu takip ediyorum büyük bir memnuniyetle. Bana rapor edildi, siz de tasdik ediyorsunuz, onaylıyorsunuz. Ama tabii ki meselenin böyle bu pansuman tedbirlerle yerel yönetimlerin yapabileceğinin ötesinde, kalıcı çözümlere ulaştırılması lazım. Yani hiçbir Roman çocuğun hayata kapatamayacağı kadar geride başlamaması gerekiyor. Öyle bir start veriliyor ki hayata, ne olursa olsun kapatamayacağı kadar farkla geride kalabiliyor. Bu çok önemli bir sorun. Yoksulluğun kader olmaktan çıkarıldığı, ayrımcılığın tamamen ortadan silindiği bir yeni yürüyüşe ihtiyaç var. O yürüyüşün adı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olma, kendi programına, seçim programına, hükümet programına bu meseleleri yazma, sözün arkasına bütçesini koyma meselesi. Bu konuyu ümit ediyorum hep birlikte yapacağız. Çünkü her zaman söylediğimiz bir şey var. ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyoruz. Sizin de ortak söylediğimiz bir söz vardı. Bizim yolumuz, sizin yolunuz diye. Amaro drom, tumaro drom. Hepinizi çok seviyoruz. Ümit ediyorum tabii bugün sizlerin de katkılarıyla, önerileriyle iyi olan ilişkilerimiz daha iyiye gidecek. Bir tahsilat yapacağız ama merak etmeyin bir kere daha borçlandıracağım, daha büyük borçlandıracağım. Yakasını bırakmayacağız hiçbirimiz. Çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız.”