18.04.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Hukuk Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan İfade Özgürlüğü Raporu (Mart 2026), Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerin artarak sürdüğünü ortaya koydu. Raporda, özgür ifade alanını daraltan uygulamalar yedi başlık altında ele alındı:
Raporda Mart ayında ifade ve basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerin daha da ağırlaştığına dikkat çekilerek şu tespitlere yer verildi: “Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu isimlerin yargılandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının duruşmalarının Silivri’de görülmesi, gazetecilerin duruşma salonunda kısıtlı alanlara yönlendirilmesi ve yargılamanın takibinin zorlaştırılması, kamuoyunun bilgiye erişim hakkını doğrudan etkileyen uygulamalar arasında yer almıştır. Buna rağmen gazeteciler, tüm engellemelere karşın görevlerini yerine getirmeye devam etmiştir.”
Raporda ayrıca Mart ayında cezaevindeki gazetecilere dikkat çekilerek, “Gazeteci İsmail Arı’nın tutuklanması, gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin somut bir örneğidir. Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve Pınar Gayıp’ın tutukluluk halleri devam etmektedir. Bu tablo, gazetecilik faaliyetinin yargı tehdidi altında yürütüldüğünü açıkça göstermektedir” ifadelerine yer verildi.
Raporda erişim engellerinin kapsamının genişletildiği de vurgulandı: “Mart ayında, ‘millî güvenlik’ ve ‘kamu düzeni’ gibi belirsiz gerekçelerle getirilen erişim engelleri yalnızca haber içeriklerini değil, siyasal iletişim kanallarını ve ifade özgürlüğü alanında faaliyet gösteren kurumları da hedef almıştır. Ayrıca üniversite kampüslerinde basılı yayınlara yönelik müdahaleler, bilgiye erişim hakkının yalnızca dijital alanda değil, fiziksel alanda da sınırlandırıldığını göstermektedir.”
Barışçıl protesto hakkına yönelik müdahalelerin arttığına dikkat çekilen raporda şu değerlendirmeye yer verildi: “Üniversitelerde pankartların engellenmesi, öğrencilerin protestolara katıldıkları gerekçesiyle uzaklaştırma cezalarıyla karşı karşıya bırakılması, eylemler nedeniyle gözaltılar ve geniş kapsamlı yasak kararları, anayasal bir hakkın sistematik biçimde sınırlandırıldığını göstermektedir.”
Raporda, “dezenformasyon” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarının uygulama biçimine de dikkat çekildi: “Gazetecilerin gerçekleri araştırmaları ve kamuoyunu bilgilendirmeleri nedeniyle soruşturma ve gözaltı süreçlerine maruz kalması, bu düzenlemelerin amacından uzaklaştığını göstermektedir. Kanunda açıkça yer alan “kamu barışını bozma”, “gerçeğe aykırılık” ve “kasten yayma” gibi koşulların somut olayda oluşup oluşmadığı çoğu zaman değerlendirilmemekte, bu suçlamalar otomatik biçimde uygulanmaktadır. Gazeteci Özlem Gürses’in hedef gösterilmesinin ardından ölüm tehditleri alması ve sendika başkanı Mehmet Türkmen’in işçilerin hak taleplerini dile getirdiği konuşma nedeniyle tutuklanması, şiddeti önlemeye yönelik olması gereken düzenlemelerin eleştirel ifade ve örgütlenme alanlarını hedef aldığını ortaya koymaktadır.”
Raporda ayrıca ifade özgürlüğüne yönelik baskının yalnızca yargı süreçleriyle sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, hedef gösterme, tehdit ve sindirme yöntemlerinin de eleştirel sesleri bastırmak amacıyla kullanıldığı ifade edildi.