Gökhan Günaydın: ‘Amacın Mahkemeyi Görmek Mi Görmemek Mi?’

16.03.2026

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Silivri’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası duruşmasının ardından açıklamalarda bulundu. CHP’li Günaydın, şunları dile getirdi:

“İBB davasında ikinci haftadayız. Perşembe dahil çalışıyor, cuma çalışmıyor; dolayısıyla bugün beşinci gün. Nisan ayı dahil bir çalışma planlanmış durumda. 107 tutuklu sanığın ifadelerinin ve sorularının Nisan ayı içerisinde tamamlanacağı söylendi. An itibarıyla 4 sanığın henüz sorgusu bitmedi. Yani geride 103 tane sanık var sorgusunun tamamlanması gerekir. Bu planlamayı mahkemenin başkanı yaptı, ben yapmadım.

Bir hafta boyunca yalnızca 4 kişinin sorgusunu yapabilen mahkeme acaba bayram arasını da düşündüğümüzde Nisan sonuna kadar bu işi nasıl tamamlamayı planlıyor? Şöyle bir baskı yapıyor, bunu da ifade ediyor. Diyor ki: "Bu sorguları yapacağım ki tahliyeler dahil olmak üzere ara kararlar vereceğim." İnsanın aklıyla dalga geçmenin bir anlamı yok. Burada tutuklu sanık arkadaşlarımız içerisinde iddianamede ismi geçmeyen arkadaşlarımız var, kendisine isnat edilen suçun yatarı olmayan arkadaşlarımız var, yatarı olanların içerisinde 1 yıldır yatmış ve yatarını tamamlamış olan arkadaşlarımız var. Sen bunları iddianamenin kabulüyle beraber niye tahliye etmedin? Sen bunları tensip zaptıyla beraber niye tahliye etmedin? Şimdi diyorsun ki: "Sorguları yapabilmeliyiz ki ben ara karar verebileyim.

Peki, sorguları yapmama kim engel oluyor senin? Perşembe günü mahkemeyi bıraktın gittin. Gerekçesi neydi? "Efendim gazeteciler orada oturmayacak." Gazetecilerin oturduğu yerde mahkeme düzenini bozan ne vardı? Gazeteci elbette diyaloğu duymak istiyor ki aktaracak onu; ifade alma özgürlüğü, basın özgürlüğü. Sen sanık ile ne konuştun ki onu görecek, gözleyecek, aktaracak. Hayır, basın en dibe oturacak. Basına oturabilecek bir yer, çalışabilecek bir yer tanımıyorsun.

Bugün de aynı şeyi, perşembe günü bırakıp gittiğin gibi, bugün de "milletvekili vay efendim niye orada oturuyor?" diyerek mahkemeyi tatil edip gidiyorsun. Hem de nasıl bir tatil biliyor musunuz? Arkadaşlar bunlar hangi fakültelerden mezun oldular bilmiyorum. Eğer bir mahkeme başkanı bir ara karar verecekse ya da mahkemeye ara verecekse ara verildiğini ilan eder, ne kadar süreyle ara verdiğini söyler, ne zaman başlayacağını söyler. Mahkeme başkanı çekiyor gidiyor, aradan 1 saat geçiyor, mübaşir "mahkeme tatil" diye ilan ediyor. Siz bu fakülteleri nerede okudunuz? Senin amacın bu mahkemeyi görmek mi yoksa görmemek mi?

Çok açık söylüyorum; TRT'den yayınlansın dedik. Kabul etmediniz. Niye? Çünkü burada anlatılanların kamuoyuyla paylaşıldığı zaman yaratacağı etkiyi biliyorsunuz. Şimdi de mahkemeyi görmemeye çalışıyorsunuz. Hepimiz buradayız, İl Başkanımız çok güzel ifade etti. İstanbul İl Örgütümüz burada bir tek kargaşa olmasın diye elinden geleni yapıyor. Salona kimlerin gireceği belli, kimlerin girmeyeceği belli. Bir tek itiş kakış yaşanmıyor. İtiş kakış nerede başlıyor biliyor musunuz? Salona girdikten sonra mahkeme başkanının tutumu nedeniyle başlıyor. Bu devam edemez, bu kabul edilemez.

Ben mahkeme heyetini görevini yapmaya davet ediyorum. Hakimler Savcılar Kurulunu İstanbul'da 40. Ağır Ceza Mahkemesinin uygulamalarına dikkat etmeye davet ediyorum. Türkiye tarihinin bu en önemli duruşmasını duruşmaları tatil edip kaçarak bitiremezsiniz. Gözümüz üzerinizde. Adalet mutlaka tecelli edecek. Tahliyesi çoktan geçmiş olan arkadaşlarımızı derhal bırakın. Bunun için sorguya dahi gerek yok. Tensip ile bırakabilirdiniz, bırakın; sorguyu da doğru dürüst yapacak şekilde önlemlerinizi alın. Biz bu işin kolaylaştırılması için Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasetçileri, milletvekilleri, örgütü olarak elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Tutuklu yakınlarına da vakur davranışları için, bütün bu olan bitene rağmen mahkeme heyeti ile doğrudan diyaloğa girmeyerek, sorguların tamamlanmasına yönelik vakur davranışları için teşekkür ediyorum. Aynı sorumluluğu heyetten de beklediğimizi ifade ediyorum.

Hukuki bir yorum mu yapmak lazım, siyasi bir yorum mu yapmak lazım, yoksa ikisinin karışımını mı yapmak lazım bilmiyorum. Önce böyle bir dava olmalı mıydı? Bu dava 40. Ağır Ceza Mahkemesine düşmeli miydi? İddianamede isnat edilen şeyler gerçek mi? Maddi gerçekle örtüşüyor mu? Buna bir bakmak lazım. İlaveten şunu söyleyeyim: Çağlayan Adliyesinde 41 Ağır Ceza Mahkemesi var. Biz hangi davamızın hangi ağır ceza mahkemesine düşeceğini tahmin ediyoruz ve o da birebir oluyor. Bu normal mi arkadaşlar? Bu normal değilse, o halde tesadüfi bir doğal hakim ilkesi yoksa, 40. Ağır Ceza Mahkemesine de paralel heyetler atanıyor ise, o zaman benim bu soruya yalnızca hukuki bir yanıt verebilmem mümkün değil.

Sen burayı erteleyerek arkadaşlarımızın zulmünü artırmak istiyor olabilirsin. Başka davaları bekleyerek burayla birleştirme yapmak istiyor olabilirsin. Buranın takvimini siyasetin takvimine ayarlamaya çalışıyor olabilirsin. Bunların tamamı hukuka yabancı işlerdir. Kendinize gelin, ettiğiniz yemine bağlı kalın, üzerinizdeki cübbeye uygun davranın.

CHP’li vekiller ile sanık yakınlarının arasının açılmak istendiğine ilişkin sorular üzerine CHP’li Günaydın, şunları dile getirdi:

“Sanık yakınları ile Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri bir arada oturuyorlar. Bugün bunu konuştuk. Eğer burada avukatları baskılayabilirlerse, gazetecileri geriye atarak basın özgürlüğünün önüne geçerlerse, milletvekillerini yıldırmaya gayret ederlerse, seyirci adıyla tanımladıkları aileleri "buradan bir şey çıkmaz" düşüncesiyle geri ittirmeye çalışırlarsa heyet ve sanıklar baş başa kalacak. Biz o heyetle o sanıkları baş başa bırakmayacağız. Biz arkadaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Bugün tutuklu yakınlarıyla ya da sanık yakınlarıyla -sizin ifadenizle- oturduk, bunların hepsini konuştuk. Aramızda bir dayanışma var. Cumhuriyet Halk Partisi buraya her gün grup başkanvekili, genel başkan yardımcısı ve milletvekili görevlendiriyor. Burada amacımız siyaset yapmak değil, hiç kimsenin yalnız olmadığını kamuoyuna göstermek. Eğer burada milletvekilleri olmasa hakimin hangi uygulamayı nereye kadar götüreceğinin garantisi yok. Dolayısıyla buradaki arkadaşlarımız adil yargılanma için ve aynı zamanda tutukluların hak ve hukuklarını korumak için buradalar. Tutuklu yakınlarıyla milletvekillerinin arasında sadece bir dayanışma var. Tersine yapmaya çalışanlar 30 Nisan günü de bu dayanışmanın aynen sürdüğünü göreceklerdir.”

“Heyetle defalarca konuştuk. Ben bir küçük anekdot aktarayım. Aynı mahkemede, 40. Ağır Ceza Mahkemesinde bundan birkaç ay evvel başka bir davada bir arkadaşımızın, bir milletvekili arkadaşımızın yerinden bir söz söylemesi üzerine o milletvekilini çıkartmaya kalkıştı, salonu boşaltmaya kalkıştı. Gittim yanına ben bizzat konuştum. Dedim ki: Bakın milletvekilinin dokunulmazlığı var, kamu düzenini bozuyor falan da değil. Jandarma marifetiyle de tahliye edemezsiniz. Yapacağınız bir tek şey var. Yazıyı yazarsınız, o yazıyı Türkiye Büyük Millet Meclisine yollarsınız, Cumhuriyet savcılığına yollarsanız; eğer sizi haklı görürlerse hakkında fezleke düzenlenir. Başka bir şey yapamazsınız. Ve nitekim biz o duruşmayı böylece geçtik. Aynı hakim, aynı heyet aradan birkaç ay geçmiş, bu sefer yeniden milletvekillerini oradan oraya, buradan buraya tahliye etmeye kalkışıyor. Öğrenen bir hakim bunu yapar mı?

Saygısızlık etmek için söylemiyorum, "öğrenen bir hakim" lafını özellikle söylüyorum. Ya mevzuatı sen bilmiyorsan hatırlatıyoruz. Mevzuatın böyle olduğu yolunda bir karine var, ortak kanaat var. Çıkar sorarsın, mevzuata bakarsın arada. Aynı yanlışı bir daha yapmanın anlamı var mı? Mahkeme başkanı, heyet başkanı eliyle gerilen bir mahkeme gördünüz mü arkadaşlar? Tablo budur. Dolayısıyla heyetle de sürekli bir temas halindeyiz, kolluk kuvvetleriyle de sürekli bir temas halindeyiz. Bir tek amacımız var; herkes hukuka uygun davransın ama arkadaşlarımızın hakkını hukukunu çiğnetmeyeceğiz. Bunu da herkes bilsin.”


Benzer Haberler